Yapay zeka cennet mi, cehennem mi?

 

Yapay zekanın geleceği nedir? İnsanlığı ele geçirecek makineler yaratarak bizi bekleyen bir kıyamete yelken mi açıyoruz? Yoksa makinelerin üstesinden gelerek, tarih öncesi çağlarda insanoğlunun yaptığı gibi onları evcilleştirebilir miyiz? Bu tartışma, yapay zeka ile ilgili araştırmaların sürdüğü hatta biraz daha genişlediği bu dönemde devam ediyor.

Evcilleştirme işlemi başarılmış makinelere bir gün ihtiyaç duyulacağını söyleyen fikirler de var. Özellikle siber suçla mücadelede adeta vahşi bir köpeğin saldırması gibi siber suçluların üzerine yapay zekanın salınması gerektiğine inananların sayısı hiç de az değil. Gartner’ın bir öngörüsüne göre 2022’ye kadar yapay zeka projelerinin %85’i veri, algoritma ve bunları yönetmekle görevli ekiplerdeki yanlılık nedeniyle hatalı sonuçlar vereceği tahmin ediliyor. Bu haber canımızı biraz sıkabilir. Sonuçta çığırından çıkmış bir yapay zekanın pilotu olduğu bir uçağa binmeyi kim ister ki? Ya da sağı solu belli olmayan otonom cihazların her an bir kazaya sebebiyet verebileceği tedirginliği ile kimse yaşamak istemeyecektir.

Yaptıklarına dair hiçbir fikri olmayan makineler tarafından yönetilebilir ve yönlendirilebiliriz. Zaten şimdi de ne yaptığını bilmeyen makineler tarafından az buçuk yönlendirilmiyor muyuz? Facebook’un üzerini örtmeye çalıştığı “Cambridge Analytica” skandalı, yönlendirilmemizle ilgili bize bir fikir verebilir. Neyse ki Google sayesinde rahat uyuyabiliriz. Google’ın CEO’su Sundar Pichai, şirketin yapay zeka politikalarını özetleyen bir blog yazısında Google’ın yapay zekayı silahlar için kullanmamasına rağmen, hükümetle ve askeriye ile siber güvenlik dahil olmak üzere, eğitim, arama, kurtarma ve benzeri bir çok alanda kullanmak üzere çalışmalarına devam ettiğini belirtmiştir.

Bir başka kitlesel (belki de sosyolojik) sorun ise yapay zekanın robota dönüşmüş haliyle işlerimizi elimizden alacağına dair endişenin ortaya çıkmasıdır. Bu endişe haklılık payı içeriyor. Çin’de bir fabrikada 650 çalışandan 60’ı işten çıkarılmış ve %162.5 verimlilik artışı sağlanmıştır. Aynı fabrikada üretim kusuru %25’ten %5’in altına düşmüştür. Tabii ki bu 60 kişinin yerine işe başlayanların kim olduğunu tahmin edebiliyoruz. Öyle ya da böyle yapay zekâ ile donatılmış robotlar! Bu akımın tüm dünyayı kapsayacağı algısı her geçen gün yaygınlaşıyor. Hatta bazı ülkeler teknolojilerini otonom robot askerlerden kurulu bir ordu kurmak üzerine genişletiyorlar bile. Şu an tek derdimiz robotların işimizi elimizden alacak olması. Peki, biz ne olacağız? Benzer bir tartışma 80’li yılların sonunda bilgisayarların yaygınlaşması ile de yaşanmıştı. Ancak bilgisayar etkisi beklenenin aksine istihdamı artırmış ve verimliliğe büyük oranda katkı sağlamıştı. Bu defa durum biraz farklı. 30 günde, bir milyon tableti sadece 12 tanesi hatalı olacak şekilde üretebilen akıllı robotlara karşı karşıyayız.

Başta Stephen Hawking, Elon Musk gibi yüzlerce bilim insanı ve teknoloji uzmanı yapay zeka geliştirmenin potansiyel riskleri hakkında derin araştırmalar yapılmasını isteyen deklarasyona imza attı. Herkes tarafından tartışılan Hawking’in ölmeden önce adeta insanlığa vasiyeti gibi algılanabilecek cümlesini tekrar etmekte fayda var: “Yapay zeka insanlığın sonu olabilir.”

Gerçekten yapay zeka insanlığın sonu olabilir mi?

İşler kötü gittiğinde karşımızda duyguları olmayan, cezai ehliyeti olmayan bir yapay zekanın sorumluluklarını nasıl tanımlayacağız? Yapay zekayı sadece teknolojik bir gelişim kategorisinde değerlendirmeyip; aynı zamanda ekonomik, sosyal, hukuki bir dönüşüm olarak değerlendirmemiz gerekecek.

Daha şimdiden yapay zekanın nasıl evcilleştirilebileceği konusu karşımızda duruyor. Yapay zeka bu dünyayı insanlığın yararına bir cennete mi, yoksa bir cehenneme mi çevirecek? Bunu hep birlikte bekleyip göreceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir